Tanzimat edebiyatının ikinci dönem yazarlarından olan Recaizade Mahmut Ekrem, Bayezit Rüştiyesi ve Mekteb-i İrfaniye'de okuduktan sonra, 1858'de girdiği Harbiye İdadisi'nden, sağlığının bozulmasından dolayı, "öğrenimini bitirmeden ayrıldı ve Hariciye Mektubi Kalemi'nde memurluk görevi aldı (1862). Burada hem fransızca öğrenmeye başladı, hem de Tanzimat edebiyatını yaratan Namık Kemal, Leskofçalı Galip, Hersekli Ahmet Hikmet gibi ozan ve yazarlarla dostluk kurarak, edebiyatla ilgisini pekiştirdi. İlk yazılarını başta Tasvir-i Efkâr olmak üzere çeşitli gazete ve dergilerde yayımladı. Bu ürünler eski edebiyat anlayışını sürdüren denemelerdir. Hariciye Mektubi Kalemi'nde yakınlaştığı, Tasvir-i Efkâr'ın sorumlusu Namık Kemal'in 1867'de Paris'e gitmesinden sonra, gazetenin sorumluluğunu üstlendi. 1868'de Şurayı Devlet (Danıştay) üyeliğine atandı, daha sonra bu kurumda başmuavin oldu.
İlerlettiği fransızcasıyla Fransız edebiyatını yakından izleyen ve tiyatroyla ilgiilenen Recaizade Mahmut Ekrem 1870'te konusu Fransa'da geçen ve kahramanları Fransız olan Afife Anjelik adlı oyununu yayımladı. 1871'de de eski edebiyat anlayışını sürdüren şiirlerini ve düzyazı parçalarını Nağme-i Seher (Sabah Ezgisi) adıyla kitaplaştırdı. Aynı yıl, yeni kurulan Nafıa Dairesi'ne, 1872'de Tanzimat Dairesi'ne atandı, daha sonra burada başmuavin oldu. 1874'te yeniden Nafıa Dairesi'ne geçti, 1878'de Mekteb-i Mülkiye'de edebiyat öğretmenliğine getirildi. Bu okulda o zamana kadar sürdürülen öğretim yöntemini değiştirerek, derslerde Batılı bir yöntem izledi. Ders notlarını düzenleyerek oluşturduğu Talim-i Edebiyat adlı eleştiri ve kuram kitabını taşbaskı olarak bastırıp (1879) ders kitabı olarak okuttu. Bu kitapta geliştirdiği yeni edebiyat eleştirisi anlayışı ve bu anlayışı uygulayarak yazdığı şiirleri içeren üç ciltten oluşan Zemzeme (Ezgili Sesler, 1883, 1884, 1885) kitabına eski edebiyat yandaşlarınca yapılan saldırılar nedeniyle tartışmalara girişti. Zemzeme 'nin üçüncü cildinin önsözünde ve Takdir-i Elhan kitabındaki görüşler de eski edebiyat yandaşlarınca saldırılara uğradı (bu saldırıların en ağırı, Muallim Naci'nin 1886'da tefrikaya başladığı Demdeme'dir. [Azarlama; kitap olarak basılışı 1887], Demdeme'nin tefrikası, yarattığı yankılar nedeniyle, resmi makamlarca yarıda kesildi). Recaizade Mahmut Ekrem 1896'da Temyiz Mahkemesi reisliğine, aynı yıl Tanzimat Dairesi reisliğine getirildi. Bu arada Talim-i Edebiyat"taki kimi metinlerin sansürce çıkarılmasının istenmesi üzerine Mülkiye Mektebi'ndeki görevinden ayrılmak istedi, ama maarif nazırı Mustafa Paşa'nın araya girmesiyle vazgeçti ve Galatasaray Lisesi'nde de görev aldı. Ancak Mustafa Paşa'nın nazırlıktan ayrılması üzerine iki okuldaki görevini de bıraktı.
Bu tartışmalar ve sansürün baskısı nedeniyle şiirden uzaklaşarak, yeni yetişenleri yönlendirmeye, yapıtlarını eleştirmeye ve öykü yazmaya yöneldi. "Saime" adlı öyküsünün tefrika edilmesi sansürce yarıda kesildi (1888). İtalya'nın saldırısı sırasında başgösteren salgın hastalığı yerinde inceleyecek olan kurula katılarak Trablusgarb'a gitti (1890). Yurda döndükten sonra Büyükada'da oturmaya mecbur edildi.
Bu dönemde Şemsa adlı öykü kitabıyla (1895), tek romanı Araba Sevdası'nı (1898) yayımladı. Recaizade Mahmut Ekrem, İkinci Meşrutiyet''in ilanından sonra evkaf ve maarif nazırlıklarına getirildi (1909), sonra aynı yıl ölünceye kadar sürdüreceği Ayan (Senato) üyeliğine atandı.
SANATININ ÖZELLİKLERİ VE GÖRÜŞLERİ
İlk şiirlerinde eski anlayışı sürdüren Recaizade Mahmut Ekrem tehliller, münacaatlar, naatlar, övgüler ve gazeller yazdı. Namık Kemal ve Abdülhak Hamit'in etkisiyle şiirlerini yenileştirerek geliştirdikten sonra, Divan edebiyatının dil ve anlatımını taklit eden bu şiirlerini beğenmediğini belirtti. Ona göre şiirin, edebiyatın ve geniş anlamda sanatın, insanda değişik duygular uyandıran güzelliklerini anlatmaktan başka bir amacı yoktur.
Siyaset, toplum ve ahlak sorunları, şiiri ilgilendirmez. Sanatçı yapıtını bir ahlak dersi vermek için değil, duygu, düşünce ve hayal güzelliklerine ulaşmak için yazar. Bu bakımdan Recaizade Mahmut Ekrem, Tanzimat döneminin edebiyatta bir tür toplumsal ahlakın ve siyasal düşüncelerin savunuculuğunu yapan birinci kuşak sanatçılarından ayrılarak, Servet-i Fünun şiirini hazırlayan sanatçıdır. Güzelliğin, düşünce, duygu ve hayal güzelliği olarak üç bölümde toplandığını belirtir. Zemzeme adlı üç ciltlik kitabındaki şiirlerde duygu güzelliğine yönelmiştir. Ona göre, şiirde biçimi, yüksek, süslü ve alelade olmak üzere üçe ayırdığı üslup belirler. Kendi şiirlerinde bu üç üslubu da denemiştir. Şiirlerinde günlük yaşam, anılar, aşk, doğa ve özellikle ölüm konularını işleyen Recaizade Mahmut Ekrem, dil konusunda da Tanzimat edebiyatının birinci kuşağının ulaştığı yalınlıktan ayrıldı, şiirin kendisine özgü bir dili ve sözcük dağarcığı olduğunu belirterek, Servet-i Fünun'un şiir dilinin çıkış noktasını oluşturan bu dil anlayışını şiirlerinde uyguladı ve edebiyat dilinin konuşma dilinden ayrılmasına yol açtı.
Eleştiri yazılarıyla yeni kuşağın edebiyat anlayışını yönlendiren Recaizade Mahmut Ekrem'e göre şiirdeki üs- . lup güzelliğini ölçü ve uyak yaratmaktadır. Uyağın, eski edebiyattaki gibi göz için değil kulak için kullanılması gerektiğini, yani yalnız yazılışı değil, sesleri benzeyen sözcüklerin de uyak olabileceğini söyleyerek uyak anlayışına dayenilik getirmiştir.Türkçe sözcüklerin, özellikle yüklemlerin müzik değeri olmadığını ileri sürmesi, dilde yalınlıktan uzaklaşmasının bir başka nedenidir.
ÖYKÜLERİ VE ROMANI Recaizade Mahmut Ekrem'in Muhsin Bey Yahut Şairliğin Hazin Bir Neticesi (1889) ile Şemsa (1896) adlı iki uzun öyküsü, öykü tekniği bakımından zayıf, romantik yapıtlardır. 1898'de yayımlanan tek romanı Araba Sevdası. Tazminat edebiyatı romanında Batılılaşmayı yanlış yorumlayan, bu nedenle gülünç duruma düşen bir züppe genci anlatır. Gerek olay, gerekse roman tipleri bakımından özgün bir yapıt olan Araba Sevdası'mda Türk romanında ilk kez gülmece öğeleri işlevsel olarak kullanılmıştır. Tanzimat edebiyatı romanının betimlemede süslü, konuşmalarda yalın dil kullanma anlayışı bu romanda da görülmekle birlikte, Recaizade Mahmut Ekrem'in roman dili yalın sayılabilir. Romanda ruhsal betimlemeler de önemli yer tutar. Araba Sevdası gerçekçi yöntemle yazılan ilk Türk romanlarından biridir.
TİYATRO OYUNLARI Recaizade Mahmut Ekrem, Tanzimat edebiyatında ortaya çıkan tiyatro türünde de ürün verdi; ancak bu türdeki yapıtları özgünlük ve yetkinlikten uzaktır. İlk oyunu Afife Anjelik 'in çeviri olması olasılığı da vardır. Cha-teaubriand'dan çevirdiği, romandan uyarlanan Atala Yahut Amerika Vahşilerinden (1873) sonra yazdığı Çok Bilen Çok Yanılır güldürüsü (yazılışı 1874) ile Namık Kemal'in etkisindeki Vuslat (1874) onun tiyatro yazarı olarak en etkin yapıtlarıdır.
Eserleri:
Şiir: Nağme-i Seher (Sabah Ezgisi, 1871); Yadigâr-ı Şebâb (Gençlik Andacı, 1873); Zemzeme (üç cilt, 1883, 1884,1885); Tefekkür (Düşünce; şiir-düzyazı, 1888); Pejmürde (Solmuş; şiir-düzyazı, 1895); Nijad Ekrem (şiir-düzyazı, 2 cilt, 1910-1911); Nefirin (İlenç, 1916).
Öykü; Muhsin Bey Yahut Şairliğin Hazin Bir Neticesi (1889); Şemsâ (1895).Roman: Araba Sevdası (1898). Eleştiri: Talim-i Edebiyat (taşbaskı olarak 1879; 1882); Kudemadan Birkaç Şair (eski ozanlar üstüne eleştiriler, 1885); Takdir-i Elhan (M. Tabir' in-Elhan kitabının eleştirisi, 1886); Takrizat (1898).
Oyun: Afife Anjelik (1870); Atala Yahut Amerika Vahşileri (1873); Vuslat (1874); Çok Bilen Çok Yanılır (yazılışı 1874; yayımlanısı 1916).