|
Galatasaray Lisesi'ni bitirdikten sonra, Paris'teki Ecole Libre des Sciences Politiques'te öğrenim gören (1905-1908) Abdülhak Şinasi Hisar, bu arada Prens Sabahattin, Ahmed Rıza Bey ve Yahya Kemal, Fransız yazarlarından da M. Barres, J.Moreas, J. Cocteau, vb. ile tanışarak arkadaşlık kurdu. İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra, İstanbul'a dönerek bir süre yabancı şirketlerde çalıştı. 1924'te girdiği Reji İdaresi devlete geçince (1925), devlet memuru oldu. Daha sonra Balkan Birliği Cemiyeti genel sekreterliğinde ve Hariciye Vekâleti müşavirliğinde bulundu. 1936'da aynı bakanlığın müşaviri olarak Montreux anlaşmasını uygulayan dairede görev yaptı. 1945'te, Miletlerarası Barış Konferansı için A.B.D ' ne gitti; dönüşünde sağlığının bozulması üstüne istifa ederek, yapıtlarının yazımı ve yayımıyla uğraştı. İLK YAZILARI Daha Galatasaray Lisesi'ndeyken edebiyata ilgi duyan Abdülhak Şinasi Hisar'ın okulda tanıştığı Ruşen Eşref, İzzet Melih ve Ahmet Haşim'le kurduğu arkadaşlık, onun edebiyat ve sanata olan eğilimini artırdı. 1921'de, dönemin ünlü dergilerinden Dergâh'ta "Kitaplar ve Muharrirler" genel başlığıyla yazdığı eleştiriler, adının edebiyat çevrelerinde tanınmasını sağladı; aynı yıl Yarın dergisinde yazı ve şiirler yayımlamaya başladı. İleri ve Medeniyet gazetelerine de yazılar veren Abdülhak, Şinasi Hisar, "mensur şiir" ve anı türündeki yapıtlarını da 1933-1943 yılları arasında Varlık dergisinde yayımladı. YİTEN BİR DÜNYANIN ÖYKÜCÜSÜ Abdülhak Şinasi Hisar'ın yapıtını oluşturan bakış açısı ve estetiği kuşkusuz XIX. yy'm son yıllarıyla XX. yy'ın başında geçen rahat ve mutlu çocukluk yaşantıları temellendirmiştir. Yazarın bütün yapıtlarının ana gereci, benliğini derin biçimde etkileyen ve bir daha yaşanmayacağının derinden derine duyulduğu bu yaşantılardır. Yapıtlarının tek konusunu, "yitirilmiş güzel zamanlar" oluşturur; yaşam geçicidir ama, temel olan, bir daha değişmeyecek olan, giderek tatlılaşan geçmiştir ve bu geçmişin uzamı, yazarın çocukluğunun geçtiği Boğaziçi ve Adalar' dır. Abdülhak Şinasi Hisar, değişmeyen uzamda, İstanbul uygarlığı denebilecek bir yaşama biçimini anlatmıştır. Konak, köşk ve yalı türünden konutların, bütün güzelliğiyle her baharda yeniden renklenen ve canlanan doğa içinde, birer mücevher gibi pırıldadığı bu dünyada, insanlar ince, sevimli ve farklıdır; yürek burkucu bireysel serüvenlerini, saf yüreklerini herkese açarak yaşarlar. Hem anı ya da denemelerinde hem de "hikâye" diye adlandırdığı anlatılarında parça parça bu uygarlığı betimleyerek, tıpkı bir mozaik gibi, bütünlemiştir. Kuşkusuz bu betimlemede, toplumsal değişmeyi, dönemin siyasal ve iktisadi çalkantılarım bulamayız. Yazar, mutlu geçen çocukluk yıllarının İstanbul'unu anlatırken, zamanın daha da tatlılaştırdığı anıları arasında bir seçme yapmakta ve geçmişin duygusal bir görüntüsünü çizmektedir.Abdülhak Şinasi Hisar'ın anlatılarında, "elden giden"in saptanması söz konusudur; yiteni yüceltirken, yeninin eleştirisini yapmaz; hatta yüceltmeye biraz eleştiri ve gülmece katarak, alabildiğine öznel olan anlatısını nesnelleştirmeye de çalışmıştır. Bu izlenimsel saptama anlayışıyla, geçmişin, yani "altın çağ"ın, yalnızca tadını duyurmak, okurla bunu paylaşmak amacındadır. YAPITLARINDA DİL VE ANLATIM Gerçekte, Abdülhak Şinasi Hisar'ın "hikâye" olarak tanımladığı, birçok edebiyat tarihçesininse roman diye nitelediği yapıtları (Fahim Bey ve Biz, Çamlıcadaki Eniştemiz, Ali Nizami Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği) hikâye sözcüğünün içerdiği anlama, gerek kişilerin işlenişi, gerekse teknik açılarından uymaz. Hikâyenin gerektirdiği kurgu, yazarın çocukluğunda tanıdığı tipleri anlatırken, yerini gözleme sıkıca bağlı ayrıntıların betimlenmesine bırakır. Bu tipler ve yaşadıkları çevre, öykünün gerektirdiği dramatik ve trajik düzenleme öğelerini de içermez. Çocukluğun gözüyle görülen ve anlatılan kahramanların, değişen değil de durağan yaşam içinde betimlenmesi, öze değil de görünene önem verilmesi, anlatı yapısını bazı açılardan sarsmasına karşın, Abdülhak Şinasi Hisar'ın anılarındaki kişileri ve İstanbul'u yeniden yaratmasına olanak vermektedir. Abdülhak Şinasi Hisar'ın Geçmiş Zaman Köşkleri, Boğaziçi Yalıları, Boğaziçi Mehtapları gibi anı ve deneme türünden olan yapıtları da yukarıda sözü edilen bakış açısını ve yazış tekniğini yansıtmaktadır. Bazı eleştirmenlerin de belirttiği gibi, Abdülhak Şinasi Hisar'ın sözcükleri, tümceleri ve anlatım düzeni, betimlediği uygarlıkla bütünleşip, birleşir. Ama etkisinde kaldığı çevreyi betimleme ve aklında kalanı eksiksiz saptama kaygısıyla, karmaşık, uzun tümcelerinin bazen dilbilgisi kurallarıyla çeliştiği de görülür. Eserleri: Roman: Fahim Bey ve Biz (1941; 1942 CHP Hikâye ve Roman Mükâfatı'nda üçüncülük); Çamlıcadaki Eniştemiz (1944); Ali Nizami Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği (1952). Anı ve Deneme: Boğaziçi Mehtapları (1943);Boğaziçi Yalıları(1954); Geçmiş Zaman Köşkleri (1956); Geçmiş Zaman Fıkraları (1958); İstanbul ve Pierre Loti (1958); Yahya Kemal'e Veda (1959); Ahmet Haşim, Şiiri ve Hayatı (1963).
|