Ana Menü

Felsefe

Deneme PDF Yazdır e-Posta
Edebiyat

DENEME; bir yazarın, herhangi bir konu üzerinde, özel görüş ve düşüncelerini iddiasız, kesin kurallara varmaksızın anlattığı yazıdır. Denemeye kalem tecrübesi de denilir. Deneme yazan; denemeyi yasar­ken, konu ile ilgili olan kendi duygu ve düşüncelerini araştırır, Eleştir­mesini teklifsiz samimî bir dille yapar.

Batı edebiyatında essai (ese) adı verilen deneme konuları çoğun edebiyat, sanat, bilim, felsefe v.b... dır. Özellikle Fransız edebiyatında Montaigne, İngiliz edebiyatında Bacon en tanınmış deneme yazarları­dır. Denemeler; daha çok fıkra, makale uzunluğunda, bazen de büyük bir kitap genişliğinde olabilir. Samuel Johnson'a göre: «Deneme; dü­zensiz, azçok karanlık, belli bir türe sokulamıyan bir yazı parçasıdır.»

Edebiyatımıza ilkin tecrübe-i kalemiye adiyle giren deneme; oku­maktan, düşünceler üzerinde durmaktan hoşlananların seçeceği bir kom­pozisyon türü, sakin, yavaş bir sohbettir. Her konuyu işlemeğe elverişli olmasına rağmen; ele alman konuyu derinleştirmek denemenin belirli özellikîerindendir.

Deneme; yazı türleri içerisinde en ilgi çekeni sayılabilir. Şi­irden, anılardan sonra, yazarla en yakın ruh alışverişini bu yazı türünde görürüz. Bunun sırlarını Montaigne'in şu sözlerinde bulabiliriz: «Herkes önüne bakar, ben içime bakarım; benim işim yalnız kendimledir; hep ken­dimi gözden geçiririm; kendimi yoklarım.» Fransa'da Montaigne, Alain'den sonra bu türü en çok ve en güzel kullananlar İngilizler olmuştur. Deneme bir konuyu zengin bir kafa ile işlemek, bir sayfaya yirmi otuz sayfalık düşünceyi sığdırabilmek yeteneği ister. 

DENEME YAZMA VE DENEME YAZARI

Deneme yazarı, herşeyden önce kullandığı dili çok iyi bilmek, iş­lediği konulan her yönden kavramış olmak zorundadır. Deneme niteli­ğinde yazılmış hikâye, roman türleri de vardır. Anatole France, Râmy de Gourment, Julien Bendo, Aldous Huxley, bazı romanlarını deneme niteliğinde, yazmışlardır. Bunlar bir olayı, bir kimseyi öne sürerek tür­lü konulara, sorunlara dokunmuş, konu ile ilgili olmıyan düşünceleri, dâvaların dünyasını okuyucuların gözleri önüne sermek istemişlerdir.

Denemede bir konu sınırlılığı, belli bir biçim yoktur. Yazar iste­diği konuyu ele alıp işliyebilir. Denemenin başta gelen özelliği, yaza­rın kendi kendine konuşur gibi davranması, daha doğrusu, kendi ken­dine konuştuklarını bir kâğıt üzerine geçirmesidir. Denemenin sonun­da kesin bir yargıya, bir sonuca varmak gayesi gözetilmez.

Bir şair, bir romancı veya herhangi bir sanatçı üstüne yazılan bir deneme ile eleştiri ve inceleme arasında çoğunlukla ancak kıl kadar bir ayırım göze çarpar. Gerçek denemeler; yapmacıktan çok uzaktır; her söz insanı saran bir içtenlik taşır. Denemeler; yazanı, okuyanı aydın­latmak; yazanın ve okuyanın bir takım toplumsal, kültürel amaçlarına hizmet etmek gayesindedir.                       

Deneme bir makale havası, bir anılar defteri kokusu taşımakla be­raber belirli bir tekniği, bir planı yoktur denilebilir. Monologu andı­rır. Bir konu, türlü konularla karşılaştırılır, bu konuları birbirine bağ­lamak, aralarında ilişkiler kurmak gerekir. Sağlam bilgi sahibi olma-yanlar, deneme türünde başarı sağlıyamazlar. Çünkü, bir konu yeri­ne göre, bilimsel, ahlaksal, ruhbilimsel, v.b. yönlerden incelemeyi ge­rektirecektir.

Denemeci; karşısında bir okur olduğunu hiç hesaba katmıyormuş gibi; kendi kendine konuşur gibi yazar. Denemede düzenli bir gelişigüzellik aranır. Denemecinin en büyük özelliklerinin başında açık yürekli oluşu gelir.

Deneme ile eleştirmeyi ayıran sınır çizgisi; denemecinin yüzdeyüz yaratıcı oluşudur. Eleştirici, ileri sürdüğü yargılarda yanılmamağa ça­lıştığı halde, denemecinin böyle bir çabası yoktur.

BİLGİ VE DÜŞÜNCE (DENEME ÖRNEĞİ)

Öğrenimden kazancımız daha iyi ve daha akıllı olmaktır. Epiharmus der ki, insan düşünce ile görür ve duyar, her şeyden istifade eden, her şeyi düzene koyan, başa geçip idare eden düşüncedir, geri kalan her şey kör, sağır ve cansızdır. Şu muhakkak ki çocuğa kendiliğinden hiç bir şey yap­mak hürriyetini vermemekle onu korkak bir köle haline sokuyoruz. Retorika ve gramer üzerine, Çiçero'nun şu veya bu cümlesi hakkında öğren­cisinin ne düşündüğünü kim sormuştur? Bunları Allah sözü gibi hafızala­rımıza bütün teferruatiyle yapıştırırlar, harfler ve kelimeler, ifade edilen şeyin özü haline gelir. Ezber bilmek, bilmek değildir, hafızamıza emanet edilen her şeyi saklamaktır. İnsan, kendiliğinden bildiği her şeyi âmirine bakmadan, gözlerini kitaba çevirmeden istediği gibi kullanır. Tamamiyle kitaptan olan bir bilgi ne sıkıcı bilgidir. Böyle bir bilginin bir süs olarak kullanılmasına bir şey demem, fakat temel olarak kullanılmasın. Nitekim Eflâtun, gerçek felsefenin sağlam irade, inanç ve dürüstlük olduğunu, ga­yeleri başka olan diğer bilimlerinse sadece bir süs olduğunu söyler.

                                                                          MONTAÎGNE

 
 
 
Tüm Hakları Saklıdır.
İletişim: uneweb@hotmail.com
 
 
     
 
   
Design by go-vista.de and augs-burg.de

 
site ekle